سُورَةُ الشُّعَرَاءِ • 227 Ayet • Mekkî • Elmalılı Hamdi Yazır Meali
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ طسۤمۤ
Ta, Sin, Mim
تِلۡكَ ءَایَـٰتُ ٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُبِینِ
Bunlar sana apacık kitabın ayetleridir
لَعَلَّكَ بَـٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا یَكُونُوا۟ مُؤۡمِنِینَ
(Resulum!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَیۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَاۤءِ ءَایَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَـٰقُهُمۡ لَهَا خَـٰضِعِینَ
Biz dilersek onların uzerlerine gokten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları egilekalır
وَمَا یَأۡتِیهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَـٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنۡهُ مُعۡرِضِینَ
Bununla beraber kendilerine O Rahman'dan yeni bir ogut gelmeyedursun, ille ondan yuz cevirirler
فَقَدۡ كَذَّبُوا۟ فَسَیَأۡتِیهِمۡ أَنۢبَـٰۤؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ یَسۡتَهۡزِءُونَ
Ustelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları seyin haberleri yakında gelecektir
أَوَلَمۡ یَرَوۡا۟ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِیهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِیمٍ
Yeryuzune bir bakmadılar mı? Biz orada her guzel ciftten nice bitkiler yetistirmisiz
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Suphesiz ki bunda mutlak bir ayet (nisane) vardır; ama onların cogu iman etmezler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰۤ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّـٰلِمِینَ
Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا یَتَّقُونَ
Firavun kavmine, hala sakınmayacaklar mı
قَالَ رَبِّ إِنِّیۤ أَخَافُ أَن یُكَذِّبُونِ
(Musa) soyle seslendi: "Ya Rab! Dogrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar
وَیَضِیقُ صَدۡرِی وَلَا یَنطَلِقُ لِسَانِی فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَـٰرُونَ
Ve gogsum daralır, dilim donmez, onun icin Harun'a da elcilik ver
وَلَهُمۡ عَلَیَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن یَقۡتُلُونِ
Hem onların bana isnad ettikleri bir suc var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni oldururler
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔایَـٰتِنَاۤۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ
(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz ayetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Suphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) isitiyoruz
فَأۡتِیَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَاۤ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: Inan biz, alemlerin Rabbinin elcisiyiz
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
Israil ogullarını bizimle beraber gonder
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِینَا وَلِیدࣰا وَلَبِثۡتَ فِینَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِینَ
A, dedi, biz seni cocukken himayemize alıp buyutmedik mi? Hayatının bir cok yıllarını aramızda gecirmedin mi
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِی فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَـٰفِرِینَ
Sonunda o yaptıgın (kotu) isi de yaptın. Sen nankorun birisin
قَالَ فَعَلۡتُهَاۤ إِذࣰا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّاۤلِّینَ
Musa, "Ben, dedi, o isi o anda yaptım ki saskınlardandım
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِی رَبِّی حُكۡمࣰا وَجَعَلَنِی مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Sizden korkunca da hemen aranızdan kactım. Sonra Rabbim bana hikmet bahsetti ve beni peygamberlerden kıldı
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَیَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
O basıma kaktıgın nimet de (aslında) Israil ogullarını kendine kole edinmis olmandır
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Firavun soyle dedi: "Alemlerin Rabbi dedigin nedir ki
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَاۤۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِینَ
Musa cevap olarak: "Eger isin gercegini dusunup anlayan kisiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, goklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her seyin Rabbi'dir
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥۤ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ
(Firavun) etrafında bulunanlara: "Isitmiyor musunuz?" dedi
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَاۤىِٕكُمُ ٱلۡأَوَّلِینَ
Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha once ki atalarınızın da Rabbidir
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِیۤ أُرۡسِلَ إِلَیۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ
(Firavun): "Size gonderilen bu elciniz mutlaka delidir" dedi
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَیۡنَهُمَاۤۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
Musa devamla soyle soyledi: "Sayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, dogunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir
قَالَ لَىِٕنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَـٰهًا غَیۡرِی لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِینَ
Firavun: "Benden baskasını ilah tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmıslardan ederim" dedi
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَیۡءࣲ مُّبِینࣲ
Musa sordu: "Sana apacık bir sey getirmis olsam da mı
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦۤ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِینَ
Firavun: "Haydi getir onu bakayım, dogrulardan isen" dedi
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِیَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِینࣱ
Bunun uzerine Musa asasını bırakıverdi; apacık bir ejderha oluverdi
وَنَزَعَ یَدَهُۥ فَإِذَا هِیَ بَیۡضَاۤءُ لِلنَّـٰظِرِینَ
Elini de (koynundan) cekti cıkardı; bakanlara bembeyaz (gorunen, nur sacan bir sey) oluverdi
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥۤ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِیمࣱ
Firavun cevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde cok bilgili bir sihirbaz
یُرِیدُ أَن یُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ
Sizi sihriyle yurdunuzdan cıkarmak istiyor. Simdi ne buyurursunuz
قَالُوۤا۟ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِی ٱلۡمَدَاۤىِٕنِ حَـٰشِرِینَ
Dediler ki: "Bunu ve kardesini egle, sehirlere de toplayıcılar gonder
یَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِیمࣲ
Butun bilgic sihirbazları sana getirsinler
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِیقَـٰتِ یَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
Boylece, sihirbazlar belli bir gunun tayin edilen vaktinde bir araya getirildi
وَقِیلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ
Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi cabuk olun)" denildi
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلۡغَـٰلِبِینَ
Ustun gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler
فَلَمَّا جَاۤءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرۡعَوۡنَ أَىِٕنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَـٰلِبِینَ
Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Sayet biz ustun gelirsek, muhakkak bize bir ucret vardır, degil mi?" dediler
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِینَ
Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hic suphe etmeyin, gozde kimselerden olacaksınız" dedi
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰۤ أَلۡقُوا۟ مَاۤ أَنتُم مُّلۡقُونَ
Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi
فَأَلۡقَوۡا۟ حِبَالَهُمۡ وَعِصِیَّهُمۡ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَـٰلِبُونَ
Bunun uzerine iplerini ve degneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı icin suphesiz elbette bizler galip gelecegiz" dediler
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِیَ تَلۡقَفُ مَا یَأۡفِكُونَ
Ardından Musa asasını attı; bir de ne gorsunler, onların uydurduklarını yutuyor
فَأُلۡقِیَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِینَ
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar
قَالُوۤا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Iman ettik, dediler, Alemlerin Rabbine
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Musa ve Harun'un Rabbine
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِیرُكُمُ ٱلَّذِی عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَیۡدِیَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَـٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِینَ
Firavun (kızgınlık icinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlasıldı ki o size sihri ogreten buyugunuzmus! Ama simdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı caprazlama ke stirecegim, hepinizi carmıha gerdirecegim
قَالُوا۟ لَا ضَیۡرَۖ إِنَّاۤ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize donecegiz
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن یَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰیَـٰنَاۤ أَن كُنَّاۤ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
Herhalde biz muminlerin evveli oldugumuzdan dolayı, Rabbimizin bize magfiret buyuracagını umit ederiz
۞ وَأَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰ مُوسَىٰۤ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِیۤ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola cıkar, cunku takip edileceksiniz" diye vahyettik
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِی ٱلۡمَدَاۤىِٕنِ حَـٰشِرِینَ
Firavun da sehirlere (asker) toplayıcılar gonderdi
إِنَّ هَـٰۤؤُلَاۤءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِیلُونَ
Esasen bunlar, sayıları azar azar, boluk porcuk bir cemaattır
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَاۤىِٕظُونَ
(Boyle iken) hakkımızda cok gayz (ofke) besliyorlar
وَإِنَّا لَجَمِیعٌ حَـٰذِرُونَ
Biz ise, elbette uyanık (ve tekvucut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)
فَأَخۡرَجۡنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونࣲ
Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahcelerden, pınarlardan
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِیمࣲ
Hazinelerden ve serefli makamlardan cıkardık
كَذَ ٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَـٰهَا بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
Ve onlara Israil ogullarını mirascı yaptık
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِینَ
Derken (Firavun ve adamları) gunes dogmustu ki, onların ardına dustuler
فَلَمَّا تَرَ ٰۤءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَـٰبُ مُوسَىٰۤ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ
Iki topluluk birbirini gorunce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler
قَالَ كَلَّاۤۖ إِنَّ مَعِیَ رَبِّی سَیَهۡدِینِ
Musa: "Hayır, asla! dedi, Rabbim suphesiz benimledir, bana yolunu gosterecektir
فَأَوۡحَیۡنَاۤ إِلَىٰ مُوسَىٰۤ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِیمِ
Bunun uzerine Musa'ya "Vur asan ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her boluk koca bir dag gibi oluverdi
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡـَٔاخَرِینَ
Otekilerini de buraya yanastırıvermistik
وَأَنجَیۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥۤ أَجۡمَعِینَ
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ
Sonra da otekileri suda bogduk
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Suphesiz bunda bir ayet (ibret) vardır; ama cokları iman etmis degillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphesiz, iste o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
وَٱتۡلُ عَلَیۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَ ٰهِیمَ
(Resulum!) onlara Ibrahim'in kıssasını da naklet
إِذۡ قَالَ لِأَبِیهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demisti
قَالُوا۟ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِینَ
Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler
قَالَ هَلۡ یَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ
Ibrahim "Peki, dedi, yalvardıgınızda onlar sizi isitiyorlar mı
أَوۡ یَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ یَضُرُّونَ
Veya size fayda veya zararları olur mu
قَالُوا۟ بَلۡ وَجَدۡنَاۤ ءَابَاۤءَنَا كَذَ ٰلِكَ یَفۡعَلُونَ
Yok, dediler, ama biz babalarımızı boyle yapar bulduk
قَالَ أَفَرَءَیۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
Ibrahim dedi ki: "Iyi ama, ister sizin, ister onceki atalarınızın olsun, neye taptıgınızı (biraz olsun) dusundunuz mu
أَنتُمۡ وَءَابَاۤؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ
Ibrahim dedi ki: "Iyi ama, ister sizin, ister onceki atalarınızın olsun, neye taptıgınızı (biraz olsun) dusundunuz mu
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّیۤ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Hep onlar benim dusmanımdır; ancak alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
ٱلَّذِی خَلَقَنِی فَهُوَ یَهۡدِینِ
O ki, beni yaratan ve bana dogru yolu gosterendir
وَٱلَّذِی هُوَ یُطۡعِمُنِی وَیَسۡقِینِ
Beni yediren, icirendir
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ یَشۡفِینِ
Hastalandıgım zaman bana O, sifa verir
وَٱلَّذِی یُمِیتُنِی ثُمَّ یُحۡیِینِ
O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir
وَٱلَّذِیۤ أَطۡمَعُ أَن یَغۡفِرَ لِی خَطِیۤـَٔتِی یَوۡمَ ٱلدِّینِ
Ve hesap gunu, hatamı bagıslayacagını umdugumdur
رَبِّ هَبۡ لِی حُكۡمࣰا وَأَلۡحِقۡنِی بِٱلصَّـٰلِحِینَ
Ya Rab! Bana hikmet (hukum) ver ve beni iyiler (zumresin)e kat
وَٱجۡعَل لِّی لِسَانَ صِدۡقࣲ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Sonra gelecekler icinde beni dogrulukla anılanlardan eyle
وَٱجۡعَلۡنِی مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِیمِ
Ve beni naim (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِیۤ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّاۤلِّینَ
Babamı da bagısla, cunku o yanlıs gidenlerdendir
وَلَا تُخۡزِنِی یَوۡمَ یُبۡعَثُونَ
(Insanların) diriltilecekleri gun, beni mahcub etme
یَوۡمَ لَا یَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ
O gun ki ne mal fayda verir ne ogullar
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِیمࣲ
Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o gunde (kurtulusa erer)
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِینَ
(O gun) Cennet muttakilere yaklastırılmıstır
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِیمُ لِلۡغَاوِینَ
Azgınlar icin de cehennem hortlatılmıstır
وَقِیلَ لَهُمۡ أَیۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ یَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ یَنتَصِرُونَ
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
فَكُبۡكِبُوا۟ فِیهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ
Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin icine fırlatılmaktadırlar
وَجُنُودُ إِبۡلِیسَ أَجۡمَعُونَ
Ve butun o Iblis orduları onun icinde birbirleriyle cekisirlerken dediler ki
قَالُوا۟ وَهُمۡ فِیهَا یَخۡتَصِمُونَ
Ve butun o Iblis orduları onun icinde birbirleriyle cekisirlerken dediler ki
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِی ضَلَـٰلࣲ مُّبِینٍ
Vallahi biz, gercekten apacık bir sapıklık icindeymisiz
إِذۡ نُسَوِّیكُم بِرَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Cunku biz sizi, alemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk
وَمَاۤ أَضَلَّنَاۤ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
Ve bizi hep o gunahkarlar saptırdı
فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِینَ
Bak bizim icin ne sefaatciler var
وَلَا صَدِیقٍ حَمِیمࣲ
Ne de yakın bir dost
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
Ah keske (dunyaya) bir kere daha donebilsek de, muminlerden olabilseydik
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Suphesiz bunda bir ayet (alınacak bir ders) vardır; oysa cokları iman etmis degillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardesleri Nuh onlara soyle demisti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
Haberiniz olsun ki ben, size gonderilmis guvenilir bir Peygamberim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
وَمَاۤ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Buna karsılık ben sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafaatımı verecek olan ancak, alemlerin Rabbidir
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
۞ قَالُوۤا۟ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ
A, dediler, senin ardına hep dusuk kimseler dusmusken, biz sana hic inanır mıyız
قَالَ وَمَا عِلۡمِی بِمَا كَانُوا۟ یَعۡمَلُونَ
Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّیۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ
Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Dusunsenize
وَمَاۤ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
Hem ben iman edenleri kovmaya memur degilim
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِیرࣱ مُّبِینࣱ
Ben ancak apacık bir uyarıcıyım
قَالُوا۟ لَىِٕن لَّمۡ تَنتَهِ یَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِینَ
Dediler ki: "Ey Nuh! Eger vazgecmezsen, iyi bil ki, tasa tutulanlardan olacaksın
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِی كَذَّبُونِ
Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti
فَٱفۡتَحۡ بَیۡنِی وَبَیۡنَهُمۡ فَتۡحࣰا وَنَجِّنِی وَمَن مَّعِیَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
Artık benimle onların arasında sen hukmunu ver. Beni ve beraberimdeki muminleri kurtar
فَأَنجَیۡنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِی ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
Bunun uzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide tasıyarak kurtardık
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِینَ
Sonra da arkasında kalanları suda bogduk
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Suphesiz bunda mutlak bir ayet (alınacak ders) vardır; ama cokları iman etmis degillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Ad (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardesleri Hud onlara soyle demisti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
Haberiniz olsun ki ben, size gonderilmis, guvenilir bir Peygamberim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
وَمَاۤ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Buna karsılık ben sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafatımı verecek olan ancak alemlerin Rabbidir
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِیعٍ ءَایَةࣰ تَعۡبَثُونَ
Siz her tepeye bir alamet bina edip eglenir durur musunuz
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ
Temelli kalacagınızı umarak saglam yapılar mı edinirsiniz
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِینَ
Hem tuttugunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِیۤ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ
O Allah'tan korkun ki, size o bildiginiz seyleri vermekte
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَـٰمࣲ وَبَنِینَ
Davarlar, ogullar
وَجَنَّـٰتࣲ وَعُیُونٍ
Cennet gibi baglar, bahceler, pınarlar ihsan etmektedir
إِنِّیۤ أَخَافُ عَلَیۡكُمۡ عَذَابَ یَوۡمٍ عَظِیمࣲ
Cidden ben sizin hakkınızda buyuk bir gunun azabından korkuyorum
قَالُوا۟ سَوَاۤءٌ عَلَیۡنَاۤ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَ ٰعِظِینَ
Dediler ki: "Sen ha vaaz etmissin, ha vaaz edenlerden olmamıssın, bizce birdir
إِنۡ هَـٰذَاۤ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِینَ
Bu sırf eskilerin adetidir
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِینَ
Biz azaba ugratılacak da degiliz
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَـٰهُمۡۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Boylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Suphesiz bunda mutlak bir ayet (alınacak bir ders) vardır, ama cokları iman etmis degillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Semud (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardesleri Salih onlara soyle demisti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
Haberiniz olsun ki ben size gonderilmis guvenilir bir peygamberim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
وَمَاۤ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Buna karsılık ben sizden hicbir ucret istemiyorum. Benim mukafatımı verecek olan ancak alemlerin Rabbidir
أَتُتۡرَكُونَ فِی مَا هَـٰهُنَاۤ ءَامِنِینَ
Siz burada guven icinde bırakılacak mısınız
فِی جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونࣲ
Bahcelerin, pınarların icinde
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِیمࣱ
Ekinlerin, salkımları sarkmıs hurmalar arasında
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُیُوتࣰا فَـٰرِهِینَ
Ki bir de daglardan keyifli keyifli kasaneler oyuyorsunuz
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin
وَلَا تُطِیعُوۤا۟ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِینَ
Yeryuzunde bozgunculuk yapıp dirlik duzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
ٱلَّذِینَ یُفۡسِدُونَ فِی ٱلۡأَرۡضِ وَلَا یُصۡلِحُونَ
Yeryuzunde bozgunculuk yapıp dirlik duzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
قَالُوۤا۟ إِنَّمَاۤ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِینَ
Sen dediler, olsa olsa iyice buyulenmis birisin
مَاۤ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔایَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِینَ
Sen de ancak bizim gibi bir besersin. Eger dogru soyleyenlerden isen, haydi bize bir ayet (mucize) getir
قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ یَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
Salih "Iste (mucize) bu disi devedir; su icme hakkı (bir gun) onundur, belli bir gunun icme hakkı da sizin" dedi
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوۤءࣲ فَیَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ یَوۡمٍ عَظِیمࣲ
Sakın ona bir kotulukle ilismeyin, yoksa sizi buyuk bir gunun azabı yakalayıverir
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُوا۟ نَـٰدِمِینَ
Derken onu kestiler; fakat pisman da oldular
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Cunku kendilerini azap yakalayıverdi. Suphesiz bunda bir ayet (alınacak bir ders) vardır, ama cokları iman etmis degillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphesiz Rabbin, iste O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Lut (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardesleri Lut onlara soyle demisti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
Haberiniz olsun ki, ben size gonderilmis guvenilir bir peygamberim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
وَمَاۤ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum. Benim mukafatımı verecek olan ancak alemlerin Rabbidir
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Insanlar icinden erkeklere mi gidiyorsunuz
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَ ٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ
Bırakıyorsunuz da sizler icin yarattıgı esleri! Dogrusu siz insanlıktan cıkmıs bir kavimsiniz
قَالُوا۟ لَىِٕن لَّمۡ تَنتَهِ یَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِینَ
Onlar soyle dediler: "Ey Lut! (Bu davadan) vazgecmezsen, iyi bilki, surulenlerden olacaksın
قَالَ إِنِّی لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِینَ
Lut "Dogrusu ben, dedi, sizin bu isinize bugzedenlerdenim
رَبِّ نَجِّنِی وَأَهۡلِی مِمَّا یَعۡمَلُونَ
Ya Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar
فَنَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥۤ أَجۡمَعِینَ
Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık
إِلَّا عَجُوزࣰا فِی ٱلۡغَـٰبِرِینَ
Ancak (geride) bir yaslı kadın kaldı
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ
Sonra geridekilerin hepsini helak ettik
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَیۡهِم مَّطَرࣰاۖ فَسَاۤءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِینَ
Ve uzerlerine oyle bir yagmur yagdırdık ki, (uyarılanların) o yagmuru ne kotu bir yagmurdu
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Suphesiz bunda bir ayet (alınacak bir ders) vardır. Ama cokları iman etmis degillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphesiz Rabbin, iste O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
كَذَّبَ أَصۡحَـٰبُ لۡـَٔیۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَیۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani Suayb onlara soyle demisti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
إِنِّی لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِینࣱ
Haberiniz olsun ki ben size gonderilmis guvenilir bir peygamberim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِیعُونِ
Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
وَمَاۤ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَیۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِیَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Buna karsılık ben sizden bir ucret istemiyorum. Benim mukafatımı verecek olan yalnız alemlerin Rabbidir
۞ أَوۡفُوا۟ ٱلۡكَیۡلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِینَ
Olcegi tam olcun de hak yiyenlerden olmayın
وَزِنُوا۟ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِیمِ
Ve dogru terazi ile tartın
وَلَا تَبۡخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشۡیَاۤءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡا۟ فِی ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِینَ
Halkın esyalarını degerinden dusurmeyin. Yeryuzunde bozgunculuk yaparak karısıklık cıkarmayın
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِی خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِینَ
O sizi ve sizden onceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun
قَالُوۤا۟ إِنَّمَاۤ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِینَ
Onlar soyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice buyulenmis birisin
وَمَاۤ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَـٰذِبِینَ
Sen de bizim gibi bir beserden baska nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz
فَأَسۡقِطۡ عَلَیۡنَا كِسَفࣰا مِّنَ ٱلسَّمَاۤءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِینَ
Sayet dogru sozlulerden isen, ustumuze gokten bir parca dusuruver
قَالَ رَبِّیۤ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
Suayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ یَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ یَوۡمٍ عَظِیمٍ
Hulasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o golge gununun azabı yakalayıverdi. O cidden buyuk bir gunun azabı idi
إِنَّ فِی ذَ ٰلِكَ لَـَٔایَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِینَ
Suphesiz bunda bir ayet (alınacak bir ders) vardır. Ama cokları iman etmis degillerdir
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِیزُ ٱلرَّحِیمُ
Ve suphesiz Rabbin, iste O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِیلُ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Ve muhakkak ki bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِینُ
(Resulum!) Onu Ruhu'lemin (Cebrail) indirdi
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِینَ
Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin uzerine
بِلِسَانٍ عَرَبِیࣲّ مُّبِینࣲ
Acık parlak bir Arapca lisan ile
وَإِنَّهُۥ لَفِی زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِینَ
O, suphesiz daha oncekilerin kitaplarında da vardı
أَوَلَمۡ یَكُن لَّهُمۡ ءَایَةً أَن یَعۡلَمَهُۥ عُلَمَـٰۤؤُا۟ بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ
Israilogulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar icin bir ayet (delil) degil midir
وَلَوۡ نَزَّلۡنَـٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِینَ
Biz onu Arapca bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
فَقَرَأَهُۥ عَلَیۡهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤۡمِنِینَ
Biz onu Arapca bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
كَذَ ٰلِكَ سَلَكۡنَـٰهُ فِی قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِینَ
Boylece onu gunahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı gorunceye kadar ona iman etmezler
لَا یُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ یَرَوُا۟ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِیمَ
Boylece onu gunahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı gorunceye kadar ona iman etmezler
فَیَأۡتِیَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا یَشۡعُرُونَ
Iste bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir
فَیَقُولُوا۟ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ
O zaman "Bize (iman etmemiz icin) muhlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir
أَفَبِعَذَابِنَا یَسۡتَعۡجِلُونَ
(Oysa dunyada iken) Onlar bizim azabımızı carcabuk istiyorlardı
أَفَرَءَیۡتَ إِن مَّتَّعۡنَـٰهُمۡ سِنِینَ
Gordun ya artık onlara senelerce zevk ettirsek
ثُمَّ جَاۤءَهُم مَّا كَانُوا۟ یُوعَدُونَ
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip catarsa
مَاۤ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُوا۟ یُمَتَّعُونَ
O yasadıkları zevkin kendilerine hicbir faydası olmayacaktır
وَمَاۤ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡیَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmustur
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِینَ
(Onlar) ihtar edilmistir ve biz zulmetmis degiliz
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّیَـٰطِینُ
Onu (Kur'an'ı) seytanlar indirmedi
وَمَا یَنۢبَغِی لَهُمۡ وَمَا یَسۡتَطِیعُونَ
Bu onlara hem yarasmaz hem gucleri yetmez
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ
Suphesiz onlar vahyi isitmekten uzak tutulmuslardır
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِینَ
O halde sakın Allah ile beraber baska tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba ugratılanlardan olursun
وَأَنذِرۡ عَشِیرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِینَ
(Once) en yakın hısımlarını uyar
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
Ve sana uyan muminlere kanadını indir
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّی بَرِیۤءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
Sayet sana karsı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzagım
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِیزِ ٱلرَّحِیمِ
Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine guvenip dayan
ٱلَّذِی یَرَىٰكَ حِینَ تَقُومُ
O ki, (gece namaza) kalktıgın zaman seni goruyor
وَتَقَلُّبَكَ فِی ٱلسَّـٰجِدِینَ
Ve secde edenler arasında dolasmanı da (goruyor)
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِیعُ ٱلۡعَلِیمُ
Cunku her seyi isiten, her seyi bilen O'dur
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّیَـٰطِینُ
Seytanların kime inecegini size haber vereyim mi
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِیمࣲ
Onlar, gunaha, iftiraya duskun olan herkesin uzerine inerler
یُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَـٰذِبُونَ
Onlar, (seytanlara) kulak verirler ve onların cogu yalancıdır
وَٱلشُّعَرَاۤءُ یَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ
Sairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِی كُلِّ وَادࣲ یَهِیمُونَ
Onların her vadide saskın saskın dolastıklarını ve gercekte yapmadıkları seyleri soylediklerini gormedin mi
وَأَنَّهُمۡ یَقُولُونَ مَا لَا یَفۡعَلُونَ
Onların her vadide saskın saskın dolastıklarını ve gercekte yapmadıkları seyleri soylediklerini gormedin mi
إِلَّا ٱلَّذِینَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِیرࣰا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُوا۟ۗ وَسَیَعۡلَمُ ٱلَّذِینَ ظَلَمُوۤا۟ أَیَّ مُنقَلَبࣲ یَنقَلِبُونَ
Ancak iman edip iyi ameller isleyenler, Allah'ı cok cok ananlar ve haksızlıga ugratıldıklarında kendilerini savunanlar mustesna; haksızlık edenler, hangi donuse (hangi akibete) donduruleceklerini yakında bileceklerdir