سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ • 50 Ayet • Mekkî • Elmalılı Hamdi Yazır Meali
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ وَٱلۡمُرۡسَلَـٰتِ عُرۡفࣰا
Andolsun birbiri ardınca gonderilenlere
فَٱلۡعَـٰصِفَـٰتِ عَصۡفࣰا
Bukup devirenlere
وَٱلنَّـٰشِرَ ٰتِ نَشۡرࣰا
Yaydıkca yayanlara
فَٱلۡفَـٰرِقَـٰتِ فَرۡقࣰا
Secip ayıranlara
فَٱلۡمُلۡقِیَـٰتِ ذِكۡرًا
Bir ogut bırakanlara
عُذۡرًا أَوۡ نُذۡرًا
Gerek ozur icin olsun, gerek uyarı icin
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَ ٰقِعࣱ
Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتۡ
Hani o yıldızlar silindigi zaman
وَإِذَا ٱلسَّمَاۤءُ فُرِجَتۡ
Gok yarıldıgı zaman
وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ نُسِفَتۡ
Daglar savruldugu zaman
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتۡ
Elciler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman
لِأَیِّ یَوۡمٍ أُجِّلَتۡ
Bunlar hangi gune ertelendiler
لِیَوۡمِ ٱلۡفَصۡلِ
Hukum gunune
وَمَاۤ أَدۡرَىٰكَ مَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ
Bildin mi, nedir o hukum gunu
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
أَلَمۡ نُهۡلِكِ ٱلۡأَوَّلِینَ
Biz, oncekileri helak etmedik mi
ثُمَّ نُتۡبِعُهُمُ ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Sonra geridekileri de onlara katarız
كَذَ ٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِینَ
Biz suclulara boyle yaparız
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vah haline
أَلَمۡ نَخۡلُقكُّم مِّن مَّاۤءࣲ مَّهِینࣲ
Biz sizi adi bir sudan yaratmadık mı
فَجَعَلۡنَـٰهُ فِی قَرَارࣲ مَّكِینٍ
Onu saglam bir yerde oturttuk
إِلَىٰ قَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ
Belli bir sureye kadar
فَقَدَرۡنَا فَنِعۡمَ ٱلۡقَـٰدِرُونَ
Demek ki bicimlendirmisiz. Ne guzel bicimlendireniz biz
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ كِفَاتًا
Yeryuzunu bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı
أَحۡیَاۤءࣰ وَأَمۡوَ ٰتࣰا
Gerek diriler, gerekse oluler icin
وَجَعَلۡنَا فِیهَا رَوَ ٰسِیَ شَـٰمِخَـٰتࣲ وَأَسۡقَیۡنَـٰكُم مَّاۤءࣰ فُرَاتࣰا
Orada yuksek yuksek daglar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
ٱنطَلِقُوۤا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
(Kıyameti yalanlayanlara soyle denir): "Haydin gidin o yalanladıgınız seye dogru
ٱنطَلِقُوۤا۟ إِلَىٰ ظِلࣲّ ذِی ثَلَـٰثِ شُعَبࣲ
Haydi gidin o uc catallı golgeye (cehenneme)
لَّا ظَلِیلࣲ وَلَا یُغۡنِی مِنَ ٱللَّهَبِ
O, ne golgelendirir, ne alevden korur
إِنَّهَا تَرۡمِی بِشَرَرࣲ كَٱلۡقَصۡرِ
O, saray gibi kıvılcımlar atar
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتࣱ صُفۡرࣱ
Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve suruleridir)
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
هَـٰذَا یَوۡمُ لَا یَنطِقُونَ
Bugun, konusamıyacakları gundur
وَلَا یُؤۡذَنُ لَهُمۡ فَیَعۡتَذِرُونَ
Kendilerine izin de verilmez ki, ozur beyan etsinler
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِۖ جَمَعۡنَـٰكُمۡ وَٱلۡأَوَّلِینَ
Bu, iste o hukum gunudur. Sizi ve oncekileri bir araya topladık
فَإِن كَانَ لَكُمۡ كَیۡدࣱ فَكِیدُونِ
Bir hileniz varsa beni atlatın
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِینَ فِی ظِلَـٰلࣲ وَعُیُونࣲ
Kuskusuz takva sahipleri golgeler altında ve pınar baslarındadır
وَفَوَ ٰكِهَ مِمَّا یَشۡتَهُونَ
Canlarının cektiginden turlu meyveler arasındadırlar
كُلُوا۟ وَٱشۡرَبُوا۟ هَنِیۤـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
(Onlara): "Yaptıklarınıza karsılık afiyetle yiyin, icin" (denir)
إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
Iste biz guzel amel isleyenleri boyle mukafatlandırırız
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِیلًا إِنَّكُم مُّجۡرِمُونَ
Yiyin, zevklenin biraz, cunku siz suclularsınız
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
O gun yalanlayanların vay haline
وَإِذَا قِیلَ لَهُمُ ٱرۡكَعُوا۟ لَا یَرۡكَعُونَ
Onlara: "Ruku edin" denildigi zaman etmezler
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Vay haline o gun yalanlayanların
فَبِأَیِّ حَدِیثِۭ بَعۡدَهُۥ یُؤۡمِنُونَ
Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi soze inanacaklar