Mürselât Suresi سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
Mürselât Suresi Arapça orijinal metni, 50 ayetlik Diyanet meali, nüzul sebebi ve sahih tefsir açıklamaları.
Özet Bilgi & Fazileti
Kur'an-ı Kerim'in 77. suresi olan Mürselât Suresi, Mekke döneminde inmiş olup toplam 50 ayetten oluşmaktadır. Sure, İslam inanç ve ahlak esaslarını etkileyici bir üslupla beyan eder.
Mürselât Suresi Arapça Metni ve Meali
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ وَٱلۡمُرۡسَلَـٰتِ عُرۡفࣰا
velmürselâti `urfâ.
Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
فَٱلۡعَـٰصِفَـٰتِ عَصۡفࣰا
fel`âṣifâti `aṣfâ.
Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;
وَٱلنَّـٰشِرَ ٰتِ نَشۡرࣰا
vennâşirâti neşrâ.
(Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;
فَٱلۡفَـٰرِقَـٰتِ فَرۡقࣰا
felfâriḳâti ferḳâ.
(Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;
فَٱلۡمُلۡقِیَـٰتِ ذِكۡرًا
felmülḳiyâti ẕikrâ.
Öğüt telkin edenlere;
عُذۡرًا أَوۡ نُذۡرًا
`uẕran ev nüẕrâ.
(Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَ ٰقِعࣱ
innemâ tû`adûne levâḳi`.
Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتۡ
feiẕe-nnücûmü ṭumiset.
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَاۤءُ فُرِجَتۡ
veiẕe-ssemâü füricet.
Gökkubbe yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ نُسِفَتۡ
veiẕe-lcibâlü nüsifet.
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتۡ
veiẕe-rrusülü üḳḳitet.
Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
لِأَیِّ یَوۡمٍ أُجِّلَتۡ
lieyyi yevmin üccilet.
(Bu alametler) hangi vakte ertelenmiştir?
لِیَوۡمِ ٱلۡفَصۡلِ
liyevmi-lfaṣl.
Ayırım gününe.
وَمَاۤ أَدۡرَىٰكَ مَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ
vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.
(Resulüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!
أَلَمۡ نُهۡلِكِ ٱلۡأَوَّلِینَ
elem nühliki-l'evvelîn.
Biz, (bunlar gibi inkarcı olan) öncekileri helak etmedik mi?
ثُمَّ نُتۡبِعُهُمُ ٱلۡـَٔاخِرِینَ
ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.
Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
كَذَ ٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِینَ
keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
İşte biz suçlulara böyle yaparız!
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
أَلَمۡ نَخۡلُقكُّم مِّن مَّاۤءࣲ مَّهِینࣲ
elem naḫlukküm mim mâim mehîn.
(Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
فَجَعَلۡنَـٰهُ فِی قَرَارࣲ مَّكِینٍ
fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.
İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
إِلَىٰ قَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ
ilâ ḳaderim ma`lûm.
Belli bir süreye kadar.
فَقَدَرۡنَا فَنِعۡمَ ٱلۡقَـٰدِرُونَ
feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.
Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline!
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ كِفَاتًا
elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.
Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
أَحۡیَاۤءࣰ وَأَمۡوَ ٰتࣰا
aḥyâev veemvâtâ.
Dirilere ve ölülere.
وَجَعَلۡنَا فِیهَا رَوَ ٰسِیَ شَـٰمِخَـٰتࣲ وَأَسۡقَیۡنَـٰكُم مَّاۤءࣰ فُرَاتࣰا
vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.
Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
ٱنطَلِقُوۤا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.
(İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
ٱنطَلِقُوۤا۟ إِلَىٰ ظِلࣲّ ذِی ثَلَـٰثِ شُعَبࣲ
inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.
Üç kola ayrılmış, bir gölgeğe gidin.
لَّا ظَلِیلࣲ وَلَا یُغۡنِی مِنَ ٱللَّهَبِ
lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.
إِنَّهَا تَرۡمِی بِشَرَرࣲ كَٱلۡقَصۡرِ
innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.
O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتࣱ صُفۡرࣱ
keennehû cimâlâtün ṣufr.
Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
هَـٰذَا یَوۡمُ لَا یَنطِقُونَ
hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.
Bu, (kafirlerin) konuşamayacağı bir gündür.
وَلَا یُؤۡذَنُ لَهُمۡ فَیَعۡتَذِرُونَ
velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.
Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِۖ جَمَعۡنَـٰكُمۡ وَٱلۡأَوَّلِینَ
hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.
(O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
فَإِن كَانَ لَكُمۡ كَیۡدࣱ فَكِیدُونِ
fein kâne leküm keydün fekîdûn.
(Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِینَ فِی ظِلَـٰلࣲ وَعُیُونࣲ
inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.
Şüphesiz (o gün) takva sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,
وَفَوَ ٰكِهَ مِمَّا یَشۡتَهُونَ
vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar.
كُلُوا۟ وَٱشۡرَبُوا۟ هَنِیۤـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
(Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi afiyetle yeyin için" (denir).
إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِیلًا إِنَّكُم مُّجۡرِمُونَ
külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.
(Ey inkarcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
وَإِذَا قِیلَ لَهُمُ ٱرۡكَعُوا۟ لَا یَرۡكَعُونَ
veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.
Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler:
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
فَبِأَیِّ حَدِیثِۭ بَعۡدَهُۥ یُؤۡمِنُونَ
febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.
Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.
Mürselât Suresi Nüzul Sebebi
Mürselât Suresi, nüzul sırasına göre 33. sırada Mekke-i Mükerreme döneminde nazil olmuştur. Ayetlerde ele alınan temel temalar; tevhid inancı, ahiret sorumluluğu ve müminlerin günlük hayatında dikkat etmesi gereken ilahi hikmetlerdir.
Tefsir Özeti & Günlük Hayata Yansıması
Mürselât Suresi'nin ihtiva ettiği mesajlar, modern çağda müminin kulluk şuurunu korumasına, kalbini manevi hastalıklardan arındırmasına ve Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanmasına rehberlik etmektedir.
Mürselât Suresi'nde Geçen Kilit Kavramlar ve Anlamları
Allah'ın insanı doğru yola, hakka ve kurtuluşa ulaştırması.
Ayetler ve kâinattaki ilahi sanat üzerinde derinlemesine düşünme.
Mürselât Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Mürselât Suresi kaç ayettir ve nerede inmiştir?
Mürselât Suresi Mushaf'ta ve nüzulde kaçıncı sıradadır?
Mürselât Suresi'nin temel konusu nedir?
Mürselât Suresi'ni okumanın fazileti nedir?
İlgili İslami Rehberler ve Araçlar
Kur'an-ı Kerim tilavetinizi tamamlayacak sahih hadisler, günlük dualar ve meal karşılaştırma araçlarımıza göz atın: