İslam Gündemi
Mushaf Sırası: 51. Sure

Zâriyât Suresi سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

Zâriyât Suresi Arapça orijinal metni, 60 ayetlik Diyanet meali, nüzul sebebi ve sahih tefsir açıklamaları.

Ayet Sayısı60
Nüzul YeriMekke
Nüzul Sırası67
Mushaf Sırası51

Özet Bilgi & Fazileti

Kur'an-ı Kerim'in 51. suresi olan Zâriyât Suresi, Mekke döneminde inmiş olup toplam 60 ayetten oluşmaktadır. Sure, İslam inanç ve ahlak esaslarını etkileyici bir üslupla beyan eder.

Zâriyât Suresi Arapça Metni ve Meali

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ وَٱلذَّ ٰ⁠رِیَـٰتِ ذَرۡوࣰا

veẕẕâriyâti ẕervâ.

Tozdurup savuranlara,

2

فَٱلۡحَـٰمِلَـٰتِ وِقۡرࣰا

felḥâmilâti viḳrâ.

Yükünü yüklenenlere,

3

فَٱلۡجَـٰرِیَـٰتِ یُسۡرࣰا

felcâriyâti yüsrâ.

Kolayca süzülenlere,

4

فَٱلۡمُقَسِّمَـٰتِ أَمۡرًا

felmüḳassimâti emrâ.

İşleri ayıranlara andolsun ki,

5

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقࣱ

innemâ tû`adûne leṣâdiḳ.

Size vadedilen, kesinlikle doğrudur.

6

وَإِنَّ ٱلدِّینَ لَوَ ٰ⁠قِعࣱ

veinne-ddîne levâḳi`.

Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.

7

وَٱلسَّمَاۤءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ

vessemâi ẕâti-lḥubük.

İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,

8

إِنَّكُمۡ لَفِی قَوۡلࣲ مُّخۡتَلِفࣲ

inneküm lefî ḳavlim muḫtelif.

Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.

9

یُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ

yü'fekü `anhü men üfik.

Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).

10

قُتِلَ ٱلۡخَرَّ ٰ⁠صُونَ

ḳutile-lḫarrâṣûn.

Kahrolsun o koyu yalancılar!

11

ٱلَّذِینَ هُمۡ فِی غَمۡرَةࣲ سَاهُونَ

elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.

Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.

12

یَسۡـَٔلُونَ أَیَّانَ یَوۡمُ ٱلدِّینِ

yes'elûne eyyâne yevmü-ddîn.

Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.

13

یَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ یُفۡتَنُونَ

yevme hüm `ale-nnâri yüftenûn.

O gün onlar ateşe sokulacaklardır.

14

ذُوقُوا۟ فِتۡنَتَكُمۡ هَـٰذَا ٱلَّذِی كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ

ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testa`cilûn.

Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)

15

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِینَ فِی جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونٍ

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.

Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.

16

ءَاخِذِینَ مَاۤ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ قَبۡلَ ذَ ٰ⁠لِكَ مُحۡسِنِینَ

âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.

Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.

17

كَانُوا۟ قَلِیلࣰا مِّنَ ٱلَّیۡلِ مَا یَهۡجَعُونَ

kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.

Geceleri pek az uyurlardı.

18

وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ یَسۡتَغۡفِرُونَ

vebil'esḥâri hüm yestagfirûn.

Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.

19

وَفِیۤ أَمۡوَ ٰ⁠لِهِمۡ حَقࣱّ لِّلسَّاۤىِٕلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.

Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.

20

وَفِی ٱلۡأَرۡضِ ءَایَـٰتࣱ لِّلۡمُوقِنِینَ

vefi-l'arḍi âyâtül lilmûḳinîn.

Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.

21

وَفِیۤ أَنفُسِكُمۡۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ

vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.

Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?

22

وَفِی ٱلسَّمَاۤءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ

vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tû`adûn.

Semada da rızkınız ve size vadedilen başka şeyler vardır.

23

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَاۤءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّ مِّثۡلَ مَاۤ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ

feverabbi-ssemâi vel'arḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.

Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.

24

هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِیثُ ضَیۡفِ إِبۡرَ ٰ⁠هِیمَ ٱلۡمُكۡرَمِینَ

hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.

İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)

25

إِذۡ دَخَلُوا۟ عَلَیۡهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمࣰاۖ قَالَ سَلَـٰمࣱ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.

Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.

26

فَرَاغَ إِلَىٰۤ أَهۡلِهِۦ فَجَاۤءَ بِعِجۡلࣲ سَمِینࣲ

ferâga ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.

Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,

27

فَقَرَّبَهُۥۤ إِلَیۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.

Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.

28

فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِیفَةࣰۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِیمࣲ

feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.

Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.

29

فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِی صَرَّةࣲ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِیمࣱ

feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.

Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.

30

قَالُوا۟ كَذَ ٰ⁠لِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِیمُ ٱلۡعَلِیمُ

ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.

Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.

31

۞ قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَیُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.

(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.

32

قَالُوۤا۟ إِنَّاۤ أُرۡسِلۡنَاۤ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِینَ

ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.

"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."

33

لِنُرۡسِلَ عَلَیۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن طِینࣲ

linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.

"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."

34

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِینَ

müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.

(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).

35

فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِیهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ

feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.

Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.

36

فَمَا وَجَدۡنَا فِیهَا غَیۡرَ بَیۡتࣲ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِینَ

femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.

Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.

37

وَتَرَكۡنَا فِیهَاۤ ءَایَةࣰ لِّلَّذِینَ یَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِیمَ

veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.

Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.

38

وَفِی مُوسَىٰۤ إِذۡ أَرۡسَلۡنَـٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَـٰنࣲ مُّبِینࣲ

vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.

Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

39

فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونࣱ

fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.

Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.

40

فَأَخَذۡنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَـٰهُمۡ فِی ٱلۡیَمِّ وَهُوَ مُلِیمࣱ

feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.

Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

41

وَفِی عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَیۡهِمُ ٱلرِّیحَ ٱلۡعَقِیمَ

vefî `âdin iẕ erselnâ `aleyhimü-rrîḥa-l`aḳîm.

Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.

42

مَا تَذَرُ مِن شَیۡءٍ أَتَتۡ عَلَیۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِیمِ

mâ teẕeru min şey'in etet `aleyhi illâ ce`alethü kelramîm.

Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.

43

وَفِی ثَمُودَ إِذۡ قِیلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِینࣲ

vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temette`û ḥattâ ḥîn.

Semud kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.

44

فَعَتَوۡا۟ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمۡ یَنظُرُونَ

fe`atev `an emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü vehüm yenżurûn.

Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.

45

فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُوا۟ مِن قِیَامࣲ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِینَ

feme-steṭâ`û min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.

Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

46

وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ قَوۡمࣰا فَـٰسِقِینَ

veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.

Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.

47

وَٱلسَّمَاۤءَ بَنَیۡنَـٰهَا بِأَیۡی۟دࣲ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsi`ûn.

Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.

48

وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَـٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَـٰهِدُونَ

vel'arḍa feraşnâhâ feni`me-lmâhidûn.

Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!

49

وَمِن كُلِّ شَیۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَیۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ

vemin külli şey'in ḫalaḳnâ zevceyni le`alleküm teẕekkerûn.

Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.

50

فَفِرُّوۤا۟ إِلَى ٱللَّهِۖ إِنِّی لَكُم مِّنۡهُ نَذِیرࣱ مُّبِینࣱ

fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.

O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.

51

وَلَا تَجۡعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَۖ إِنِّی لَكُم مِّنۡهُ نَذِیرࣱ مُّبِینࣱ

velâ tec`alû me`a-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.

Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.

52

كَذَ ٰ⁠لِكَ مَاۤ أَتَى ٱلَّذِینَ مِن قَبۡلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ

keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.

İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.

53

أَتَوَاصَوۡا۟ بِهِۦۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.

Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.

54

فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَمَاۤ أَنتَ بِمَلُومࣲ

fetevelle `anhüm femâ ente bimelûm.

Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.

55

وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ

veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfe`u-lmü'minîn.

Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.

56

وَمَا خَلَقۡتُ ٱلۡجِنَّ وَٱلۡإِنسَ إِلَّا لِیَعۡبُدُونِ

vemâ ḫalaḳtü-lcinne vel'inse illâ liya`büdûn.

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

57

مَاۤ أُرِیدُ مِنۡهُم مِّن رِّزۡقࣲ وَمَاۤ أُرِیدُ أَن یُطۡعِمُونِ

mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭ`imûn.

Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.

58

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِینُ

inne-llâhe hüve-rrazzâḳu ẕü-lḳuvveti-lmetîn.

Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.

59

فَإِنَّ لِلَّذِینَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبࣰا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَـٰبِهِمۡ فَلَا یَسۡتَعۡجِلُونِ

feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yesta`cilûn.

Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!

60

فَوَیۡلࣱ لِّلَّذِینَ كَفَرُوا۟ مِن یَوۡمِهِمُ ٱلَّذِی یُوعَدُونَ

feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yû`adûn.

Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!

Zâriyât Suresi Nüzul Sebebi

Zâriyât Suresi, nüzul sırasına göre 67. sırada Mekke-i Mükerreme döneminde nazil olmuştur. Ayetlerde ele alınan temel temalar; tevhid inancı, ahiret sorumluluğu ve müminlerin günlük hayatında dikkat etmesi gereken ilahi hikmetlerdir.

Tefsir Özeti & Günlük Hayata Yansıması

Zâriyât Suresi'nin ihtiva ettiği mesajlar, modern çağda müminin kulluk şuurunu korumasına, kalbini manevi hastalıklardan arındırmasına ve Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanmasına rehberlik etmektedir.

Zâriyât Suresi'nde Geçen Kilit Kavramlar ve Anlamları

Hidayet

Allah'ın insanı doğru yola, hakka ve kurtuluşa ulaştırması.

Tefekkür

Ayetler ve kâinattaki ilahi sanat üzerinde derinlemesine düşünme.

Zâriyât Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Zâriyât Suresi kaç ayettir ve nerede inmiştir?
Zâriyât Suresi toplamda 60 ayettir ve Mekke döneminde nazil olmuştur.
Zâriyât Suresi Mushaf'ta ve nüzulde kaçıncı sıradadır?
Zâriyât Suresi, Kur'an-ı Kerim Mushaf tertibinde 51. sırada; nüzul sırasına göre ise 67. sırada yer almaktadır.
Zâriyât Suresi'nin temel konusu nedir?
Zâriyât Suresi; inanç esasları, kulluk bilinci, ahlaki olgunluk ve Allah'ın birliğini tasdik eden ilahi hikmetleri konu edinmektedir.
Zâriyât Suresi'ni okumanın fazileti nedir?
Bu mübarek sureyi manasını tefekkür ederek okumak, müminin kalbine huzur verir, imanını kuvvetlendirir ve sünnet-i seniyyeye uygun bir hayat sürmesine vesile olur.
Kaynaklar ve Referanslar:TDV İslam Ansiklopedisi • Diyanet Kur'an Yolu Tefsiri • Sahih-i Buhârî • Sahih-i Müslim

İlgili İslami Rehberler ve Araçlar

Kur'an-ı Kerim tilavetinizi tamamlayacak sahih hadisler, günlük dualar ve meal karşılaştırma araçlarımıza göz atın: