HakkımızdaGizlilikİletişim
İslam Gündemiİslama dair her şey...
Ana SayfaHaberler
Sureler ve MeallerKuran Öğren (Okunuş)Elif Ba AlfabesiAçıklamalı TefsirKuran Mealleri
Hadis KütüphanesiMezhepler İlmihaliİslami Soru CevapRisale-i Nur Külliyatı
İbadetler AnsiklopedisiNamaz Nasıl Kılınır?Namaz VakitleriKıble Bulucu (Pusula)Kaza Namazı & Hatim TakibiOnline ZikirmatikGünlük DualarZekat HesaplamaDini Günler Takvimi
Kız Bebek İsimleriErkek Bebek İsimleriDini Rüya TabirleriDini Bilgiler (Blog)İslami Tatil & Oteller
Çocuklara Özel İslamiyet
Sahih Buhari Hadisleri
Bölüm 78 / 98
Hadis Kitabı / Bölüm

İsti'zân (İzin İsteme)

İmam Buhari
250 Hadis-i Şerif
Hadis No: 5970 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ebu Amr eş-Şeybani diyor ki: "Bize bu evin sahibi haber verdi -deyip, eliyle Abdullah (İbn Mes'ud)'un evini işaret ederek dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Aziz ve Celil olan Allah'ın en sevdiği amel hangisidir, diye sordum. O: Vaktinde kılınan namazdır, diye buyurdu. Sonra hangisidir, de.dim. O: Sonra anne-babaya iyi davranmaktır, buyurdu. Sonra hangisidir, dedim. O, Allah yolunda cihaddır, buyurdu. İbn Mes'ud dedi ki: Bana bunları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem söyledi. Eğer daha fazlasını sorsaydım, elbette o da bana daha fazlasını söylerdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Edeb: Söz ve davranış itibariyle övülen şeyleri yapmak demektir. Bazıları edebi, ahlakın üstün değerlerini yerine getirmek, onlara bağlı kalmak diye açıklamıştır. Edeb güzel görülen şeylerle birlikte bulunmak yahut senden yukarıda olanı tazim etmek, senden aşağıda olanlara da yumuşak davranmak diye de tanımlanmıştır. Edeb lafzının, yemeğe davet demek olan "el-me'dube"den alındığı da söylenmiştir. Ona bu adın veriliş sebebi ise kendisine davet olunmasından dolayıdır. Başlıktaki •. ayet, bu lafız ile Ankebut ve Ahkaf surelerinde bulunmakla birlikte bu başlıkta kasıt, Ankebut'taki ayet-i kerimedir. İbn Battal dedi ki: Tefsir ailmlerinin belirttiklerine göre Lukman suresindeki bu ayet-i kerime Said İbn Ebi Vakkas hakkında nazil olmuştur. Evet, İbn Batta! bu şekilde "Lukman suresindeki bu ayet" demiş ama ayet bu surede değildir. Müslim, Mus'ab İbn Sa'd yoluyla babasından şöyle dediğini rivayet etmiştir: Sa'd'ın annesi dinine kafir oluncaya kadar ebediyen onunla konuşmayacağına dair yemin etti ve şöyle dedi: Sen Allah'ın sana anne-babana itaat etmeni tavsiye ettiğini iddia ediyorsun. İşte ben senin annenim ve ben sana bunu emrediyorum. Bunun üzerine: "Biz insana ana-babasını tavsiye ettik. .. Eğer onlar bilmediğin şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa sen onlara itaat etme' Bununla beraber dünyada onlarla iyi geçin." (Lukman,14-15) buyruğu nazil oldu. Evet, İbn Battal'da bu şekilde kaydedilmiştir ama burada bir ayetten diğerine geçiş vardır. Çünkü el-Ankebut suresindeki ayet-i kerime: "Eğer onlar hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itaat etme, dönüşünüz yalnız banadır."(Ankebut, 8) şeklindedir, ama İbn Battal'da: "eğer seninle ... mücadele ederlerse" buyruğundan sonra zikredilen ifadeler Lukman suresindedir. Tirmizi'deki rivayette ise sadece "iyi davranmasını tavsiye ettik" buyruğuna kadar zikredilmiştir. İbnu't-Tın der ki: Anne-babaya iyilik yapmanın cihaddan önce sözkonusu edilmesi, iki ihtimal ile açıklanır: Başkasına faydanın sözkonusu olması, ikincisi ise anne-babaya iyilik yapan kimsenin yaptığı bu işin, onların yaptıklarına bir mükafat olduğunu kabul etmesidir. 0, bu hali ile başkasının kendisinden faydalandığını zanneder gibidir. Bu sebeple anne-babaya iyilik yapmakta faziletin bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Derim ki: Birinci sebep açık değildir. Muhtemelen cihad, ona bağlı olduğundan ötürü öne alınmıştır. Çünkü anne-babaya iyi davranan bir kimse cihad etmek için onlardan izin ister. Zira biraz sonra geleceği üzere onların izni olmaksızın cihada gitmenin nehyedildiği sabit bir husustur”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5971 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü' Benim güzel sohbetime (arkadaşlığıma, dostluğuma) en fazla hak sahibi olan kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Annendir, buyurdu. Adam: Sonra kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Annendir, buyurdu. Adam: Sonra kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Annendir, buyurdu. Adam: Sonra kimdir, diye sordu. Allah Rasulü: Sonra babandır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Bu hadisin gereğine göre annenin görmeyi hak ettiği iyilik, babanın üç mislidir. Bu ise hamileliğin, sonra doğumun, sonra da süt emzirmenin zorluğundan dolayıdır. Bütün bunları yalnız başına anne yapar ve onlardan dolayı oldukça zorlanır. Bundan sonra da çocuğun terbiyesinde baba ile ortak hareket eder. İşte yüce Allah'ın: "Biz insana ana-babasına iyilikte bulunmasını tavsiye ettik. Annesi onu zorlukla taşımış, zorlukla bırakmıştır. Onun taşınması ve sütten kesilmesi de iki yılda olur. "(Lukman, 14) buyruğunda da buna işaret edilmektedir. Bu buyrukta her ikisine iyi davranmanın tavsiye edilmesi bakımından aralarında eşitlik sözkonusu iken, diğer üç husus sadece anne hakkında sözkonusu edilmiştir. Kurtubi der ki: Maksat annenin çocuğu üzerindeki kendisine iyi davranma hakkının daha üstün bir derecede olduğunu ve bu hususta haklar arasında bir çatışma bulunacak olursa, annenin hakkının babanın hakkına önceleneceğini anlatmaktır. İyad dedi ki: Cumhurun kanaatine göreanne iyi muamele konusunda babadan daha üstün bir hakka sahiptir. Her ikisine de eşit bir şekilde iyi davranılacağı da söylenmiştir. Bazıları bu görüşü Malik'ten diye nakletmiştir ama doğru olanı birincisidir. Derim ki: Bazı Şafii alimleri ikinci görüşü benimsemiştir, ama el-Haris elMuhasibi iyilikte annenin üstün tutulacağı hususunda icma' bulunduğunu nakletmiştir, ama böyle bir nakil tartışılır. Malik'ten yapılan nakil de bu hususta açık değildir. Bunu İbn Battal zikrederek şöyle demiştir: Malik'e: Babam benden istedi, annem de benden aksini yapmamı istedi, diye soruldu. Malik: Babana itaat et, annene de karşı çıkma, diye cevap verdi. İbn Battal dedi ki: Bu onun her ikisine de iyi davranmanın eşit düzeyde olduğunu göstermektedir, demiştir. Evet, o böyle demiştir, ama buna delaleti pek açık değildir. İbn Battal dedi ki: el-leys'e de aynı mesele sorulmuş, kendisi: Annene itaat et. Çünkü iyiliğin üçte iki payı onundur, diye cevap vermiştir. İyad dedi ki: Bazı ilim adamları dede ve kardeş hususunda tereddüde düşmüşlerdir. Çoğunluk dedenin önceleneceği kanaatindedir. Derim ki: Şafiiler de bunu kesin bir ifade olarak zikretmiş ve: Önce dede, sonra kardeş gelir. Daha sonra aynı anne-baba ile akrabalığı olan kimse onlardan birisi vasıtası ile akrabalığı olanın önüne geçirilir. Sonra da zevi'l-erham olan akrabalar öncelenir. Bunlar arasında mahrem olanlar, mahrem olmayanlardan önce gelir, daha sonra diğer asabeler, sonra sıhri akrabalar, sonra vela bağı ile yakınlığı olanlar, sonra da komşular gelir, demişlerdir. ileride iyilik yapmanın hükmünedair açıklamalar gelecektir. İbn Battal bu sıralamanın, iyiliğin bir defada hepsine ulaştırılmasının imkansız olması halinde sözkonusu olacağına işaret etmiştir. Bu da açıkça anlaşılan bir konudur”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5972 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Abdullah İbn Amr'dan, dedi ki: "Bir adam, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Cihada çıkayım mı, diye sordu. Allah Rasulü: Anan-baban var mı, diye sordu. Adam: Evet deyince, Allah Rasulü: O halde sen onlar uğrunda cihad et, buyurdu”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5973 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Abdullah İbn Amr r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz büyük günahların en büyüklerinden birisi de kişinin anne-babasına lanet etmesidir, buyurdu. Ey Allah'ın Rasulü, kişi nasıl anne-babasına lanet eder, diye sorulunca, o: Başka bir adamın babasına söver, o da onun babasına söver, başka birisinin annesine söver, o da onun annesine söver, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişi anne-babasına sövemez." Yani onlardan birisine dahi sövemez. Bu da bu sövmeye kendisi sebep teşkil edemez, etmemelidir, demektir. "Ey Allah'ın Rasulü, kişi nasıl anne-babasına lanet eder, diye soruldu." Bu, soruyu soranınböyle bir şeyi uzak bir ihtimalolarak gördüğünü göstermektedir. Çünkü tabiatı doğru, bozulmamış bir kimse böyle bir şeyi yapamaz. Allah Rasulü de verdiği cevabında şu açıklamayı yapmaktadır: Kişi pek çok halde kendisine sövmek, ağır söz söylemek duruıi1Unda olmamakla birlikte, bazen buna sebep olabilir ve bu da çokça görülmesi mümkün olan işlerdendir. İbn Battal dedi ki: Bu hadis seddu'z-zerai' konusunda asıl bir dayanaktır. Bundan anlaşıldığına göre herhangi bir kimsenin fiili eğer sonuç itibariyle harama götürecekse, kendisi haram olan işi kastetmese dahi o işi yapmak, onun için haram olur. Bu hadisin asıl dayanağı da yüce Allah'ın: "Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyiniz. Sonra onlar da Allah'a bilgisizce söverler."(En'am, 108) buyruğudur. el-Maverdi de bu hadisten, giyeceği muhakkak olarak bilinen kimseye ipek elbise satmanın, onunla kesin olarak fuhuş işleyeceği bilinen kimseye tüyü bitmemiş köle satmanın, şarap yapacağı muhakkak olarak bilinen kimseye üzüm ve benzeri meyve sularını satmanın yasak olduğu hükmünü çıkarmıştır. Şeyh Ebu Muhammed İbn Ebi Cemra da: Bu hadiste anne-babanın hakkının büyüklüğüne ve büyük günahların sözkonusu olduğuna delil vardır, demiştir. Yakında buna dair gerekli araştırmalar gelecektir”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5974 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Resuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Üç kişi yürüyüp gezinmekte iken yağmura yakalandılar. Hemen dağdaki bir mağaraya yönelip sığındılar. Dağdan bir kaya parçası mağaralarının ağzına düşüp mağarayı üzerlerine büsbütün kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: Allah için işlemiş olduğunuz salih amellere bir bakınız (düşününüz) ve bu ameller ile Allah'a dua ediniz. Olur ki Allah, mağaranın kapısını açar, dediler. Onlardan birisi dedi ki: Allah'ım, gerçek şu ki, benim oldukça yaşlı bir annem ve babam vardı. Küçük çocuklarım da vardı. Geçimlerini sağlamak için bir sürü otlatıyordum. Akşamleyin sürü ile dönünce süt sağar ve çocuklarımdan önce anne babama süt içirerek başlardım. Bir gün koyunlarımı otlatacağım uygun yer bulmak için uzaklara gittim. Geriye ancak akşam vakti girince dönebildim. Anne-babamın uyumuş olduğunu gördüm. Daha önce sağdığım şekilde süt sağdım. Sağdığım sütü getirip anne-babamın başları ucunda durdum. Onları uykularından uyandırmak hoşuma gitmemişti. Diğer taraftan onlardan önce çocuklara süt içirmek de hoşuma gitmedi. Küçük çocuklar ise ayaklarımın dibinde sızlanıp duruyorlardı. Tan yeri ağarıncaya kadar ben de, onlar da bu halimiz üzere devam ettik. Eğer benim bu işi sırf senin için yaptığımı biliyorsan bu mağaranın ağzından bize kendisinden semayı görebileceğimiz bir gedik aç. Bunun üzerine yüce Allah, onlara arasından semayı görecekleri kadar bir gedik açtı. İkincileri şöyle dedi: Allah'ım, benim bir amca kızım vardı. Onu erkeklerin kadınları sevdikleri en ileri derecede seviyordum. Ondan kendisini bana teslim etmesini istedim ama o kendisine yüz dinar vermediğim takdirde bunu kabul etmeyeceğini söyledi. Çalışıp durdum ve nihayet yüz dinar topladım. Yüz dinar ile onun karşısına çıktım. Ben onun bacaklarının arasına oturunca, o: Ey Allah'ın kulu! Aııah'tan kork ve hakkı ile olmadıkça bekaret mührünü açma, dedi. Ben de yanından kalktım. Allah'ım, eğer sen benim bu işi yalnızca senin zatın için yaptığımı biliyorsan bu kayayı üzerimizden biraz aç. Allah da onlar için mağaranın ağzını bir miktar daha açtı. Diğeri de şöyle dedi: Allah'ım, gerçekten ben bir ferak ölçek pirinç karşıliğında bir işçi tutmuştum. İşimi bitirince' bana hakkımı ver, dedi. Ben de ona hakkımı alması için teklif ettim. Fakat o onu bırakıp ondan yüz çevirdi. Ben de o pirinci ekip durdum. Nihayet onun parasıyla bir sığır sürüsü (alacak kadar para) toplayıp bir araya getirdim ve çobanlarını da tuttum. O adam yanıma gelerek: Allah'tan kork, bana zulmetme ve hakkımı ver, dedi. Ben de: Şu sığır sürüsü ve onların çobanlarına git (onlar senindir), dedim. O bana: Allah'tan kork ve benimle alayetme, dedi. Ben: Gerçekten seninle alayetmiyorum. O sığır sürüsünü ve o sürünün çobanını al git, dedim. O da onları alıp gitti. Eğer benim bu işi sadece senin zatın için yaptığımı biliyor isen geriye kalan kısmı aç. Allah da mağaraların kapısını açtı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Anne-babasına iyilik yapanın duasının kabulolunması." Bu başlık altında mağaranın ağzı üzerlerine kapanan üç kişi ile ilgili kıssayı zikretti. Bunlar salih amellerini sözkonusu etmiş, bunun üzerine mağaranın kapısı da açılıp kurtul c muşlardı. Bu hadisin yeteri kadar açıklaması daha önce İcare bölümünde geçmiş bulunmaktadır”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5975 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Muğire İbn Şu'be'den, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den, dedi ki: "Şüphesiz Allah sizlere annelere kötü davranmayı, (hakları) engellemeyi ve (hak olmayan bir şeyin) verilmesini istemeyi, kız çocukları diri diri gömmeyi haram kılmış; size dedikodu yapmayı, çokça soru sormayı ve malı zayi etmeyi de hoş görmemiştir”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5976 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Abdurrahman İbn Ebi Bekre'den, o babası r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Size en büyük günahların en büyüğünü haber vermeyeyim mi? Bizler: Buyur ey Allahim Rasulü, dedik. 0, bu sorusunu üç defa tekrarladıktan sonra şöyle buyurdu: Allahla ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek -bu arada yaslanmış iken oturdu ve şöyle devam etti-: Dikkat edin, bir de yalan söz ve yalan şahitlik; dikkat edin bir de yalan söz ve yalan şahitlik etmektir. 0, bu sözleri o kadar tekrar edip durdu ki, ben: Susmayacak, dedim”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5977 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem büyük günahları sözkonusu etti -yahut ona büyük günahlara dair soru soruldu- de şöyle buyurdu: "Allah'a ortak koşmak, nefsi öldürmek, anne-babaya karşı gelip kötü davranmak. Sonra şöyle buyurdu: Ben size büyük günahların en büyüğünü haber vermeyeyim mi? (Sonra): Yalan sözdür yahut yalan şahitliktir, buyurdu," Şulbe dedi ki: Ağırlıklı olarak zannettiğim onun: Yalan şahimktir, dediğidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Anne-babaya kötü davranmak büyük günahlardandır. Bunu İbn Ömer, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye rivayet etmiştir." Burada karşı gelmek (ukuk)den maksat, çocuğun anne-babasını rahatsız edecek, onlara eziyet verecek söz ya da fiilleri -anne-baba işi yokuşa sürerek şirk ya da masiyet gerektiren şeyler istemeleri hali dışında- yapmasıdır. İbn Atiyye bunun sınırlarını, yapılması ve terk edilmesi mubah olan hususlarda onlara itaat etmek vacip, mendub olan işlerde onlara itaat etmek müstehap ve kifaye yollu farzlarda da aynı şekilde müstehap olarak tespit etmiştir. İki ayrı isteğin çatışması halinde anne-babaya öncelik tanımak da bu kabildendir. Buna örnek: Hasta annesi tarafından kendisine baksın diye çağrılan bir kimse, eğer annesinin yanında kalmaya devam edecek olursa, vacip olan bir fiili işleme imkanını bulamayacaktır. Eğer annesini bırakıp vacip olan o işi yapacak olursa, bu sefer annesinin maksadı olan çocuğunun kendisine teselli vermesi ve diğer hususlar gerçekleşmeyecektir. Sözkonusu bu vacip fiil, eğer namazın ilk vaktinde kılınması gibi yahut cemaatle birlikte eda edilmesi gibi fazileti kaçırmakla birlikte telafi edilebilecek bir iş ise, böyle bir çatışma sözkonusu olur. (Yani böyle bir çatışma halinde anne-babasının isteğini tercih etmesi müstehaptır.) Hadiste sözkonusu edilen nehyin netice vermesi, emrolunduğu hakları vermeyip, almaya hakkı olmayan şeyleri istemenin Allah tarafından haram kılınmasından dolayıdır. Burada yasağın, -ileride biraz sonra geniş açıklaması geleceği üzere- kayıtsız ve şartsız olarak isteyip dilenme hakkında olma ihtimali de vardır. "Kız çocukları diri diri gömmeyL" Cahiliye dönemi insanları, onlarda hoşlanmadıkları bazı haller sebebiyle bunu yapıyorlardı. "Ve sizin dedikodu yapmanızı. .. hoş görmemiştir." Bu hadislerden maksat, çokça konuşmanın mekruh olduğuna işaret etmektir. Çünkü çokça konuşmak, sonunda hata işlemeye götürür. "Çokça istemeyi (soru sormayı) ... " Zekat bölümünde bundan maksadın ne olduğu hususunda görüş ayrılığı açıklanmış bulunmaktadır. Bundan kasıt, mal isteme midir yoksa çeşitli sıkıntı ve problemlere dair soru sormak mıdır, yoksa bundan daha genel midir? Daha uygun olanı bunu genel hakkında kabul etmektir. Kimi ilim adamının görüşüne göre bundan maksat, insanların zaman içerisinde meydana gelen olayların haberleri hakkında çokça soru sormak yahut muayyen bir kimseye durumu ile ilgili etraflı bilgi almak için çokça soru sormaktır. Çünkü böyle bir iş çoğunlukla kendisine soru sorulanın hoş görmediği hallerdendir. Diğer taraftan şaşırtıcı ve yanıltıcı hususlara dair soru sormanın yasaklandığı da sabit olmuştur. Bu konudaki hadisi Ebu Davud, Muaviye yolu ile rivayet etmiştir. Seleften bir topluluğun da adeten gerçekleşmesi imkansız ya da son derece nadir olan birtakım meseleleri ortaya atıp çözüm için zorlanmayı mekruh gördüğü sabittir. Bunu mekruh görmelerinin sebebi ise bu hususta zora koşmanın ve zanna göre söz söylemeye kalkışmanın sözkonusu oluşundan dolayıdır. Zira bu işi yapan bir kimse kendisini hataya düşmekten de kurtaramaz. Lian bölümünde geçtiği üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in soru sormaktan hoşlanmayıp bu şekilde soru sormayı ayıplamış olmasına, aynı şekilde Tefsir bölümünde yüce Allah'ın: "Size açıklanınca üzüleceğiniz birtakım şeyleri sormayınız. "(Maide, 101) buyruğunun tefsirinde geçtiği gibi, soru sormanın hoş karşılanmayışı vahyin iniş zamanına mahsustur. Buna şu hadis de işaret etmektedir: "Allah nezdinde insanlar arasında günahı en büyük kişi, haram kılınmamış bir şeye dair soru sorup da onun soru sorması sebebiyle o şeyin haram kılınmasına sebep olan kişidir. Aynı şekilde mal edinmek maksadıyla istemek de yerilmiş, bu hususta yüzsüzlük edip ısrar etmeyen kimseler ise övülmüştür. Yüce Allah'ın: "Yüzsüzlük edip de insanlardan bir şey istemeyen fakirler ... " (Bakara, 273) buyruğunda olduğu gibi. Daha önce Zekat bölümünde de şu hadis geçmiş bulunmaktadır: "Kul istemeyi (dilenmeyi) sürdürme ye devam ederse sonunda kıyamet gününde yüzünde bir parçacık et dahi bulunmaksızıngelmesine sebep olur." Müslim'in Sahih'inde de şu hadis yer almaktadır: "Şüphesiz istemek (dilenmek) ancak şu üç kişiye helaldir: Aşırı derecede fakir olan yahut çok ağır borç yükü altına girmiş bulunan ya da büyük bir musibete maruz kalmış olan kimseye." Nevevi, Müslim Şerhinde ilim adamlarının zaruret olmaksızın soru sormanın (istemenin, dilenmenin) nehyedildiği üzerinde ittifak ettiklerini söylemiştir. Devamla der ki: Mezhebimize mensup ilim adamları, kazanabilme imkanı olan kimsenin dilenmesi (istemesi) hususunda iki farklı görüşe sahiptirler. Bu iki görüşün daha sahih olanı, hadislerin zahiri dolayısıyla haram olduğu görüşüdür. İkincisi ise, şu üç şarta bağlı kalmak üzere kerahetle birlikte caiz olduğu görüşüdür: Israr etmeyecek, bizzat dilenmenin zilletine ayrıca kendi nefsini de alçaltma zilletini katmayacak, kendisinden dilencilik ettiği kimseyi rahatsız etmeyecek. Eğer bu üç şarttan birisi olmazsa dilenmek haram olur. -----Dikkat edilirse başlıkta bu İbn Ömer değil, İbn Amr'dır. Bu farka dair Fethu'l-Bari'deki açıklamanın kısa bir bölümünü kaydetmekte fayda görüyoruz: "Evet, Ebu Zerr'in Buhari rivayetinde bu şekilde ayn harfi ötreli olarak "(İbn) Ömer" şeklindedir. el-As1l1 rivayetinde ise ayn harfi fethalı olarak: "(İbn) Amr" şeklindedir ... " Bk. Fethu'I-Bari, X, 419. -------------- "Malı zayi etmeyi". İstikraz (borçlanmak) bölümünde çoğunluğun bunu harcamalarda israfa yorumladıkları geçmiş bulunmaktadır. Bazıları ise haram yollarda harcamada bulunmak ile kayıtlamışlardır. Daha güçlü olan görüş ise dini ya da dünyevi olsun şer'an izin verilmemiş şekilde yapılan harcamadır. Böyle bir harcama yasak kılınmıştır. Çünkü yüce Allah malı kulların maslahatlarının ayakta durması için yaratmıştır. Malın saçıp savrulması ise bu masıahatların gerçekleşmesini engeller. Ya bu masıahatları kaybedenkimse için ya da başkası için bu sözkonusu olur. Ancak bunda ahiret sevabını elde etmek için çeşitli hayır yollarında çokça infak etmek istisna edilmiştir. Elverir ki ondan daha önemli uhrevi bir hakkın yerine getirilmesini önlemesin. Hülasa çokça infak edip mal harcamanın üç şekli sözkonusudur: 1- Şer'an yerilmiş alanlarda malın infak edilmesi. Bunun yasak oluşunda hiçbir şüphe yoktur. 2- Şer'an övülmüş alanlarda infak edilmesi. Bunun da sözü geçen şarta uymakla birlikte, istenen bir şeyolduğunda şüphe yoktur. 3- Malın, nefsin lezzet aldığı hususlar gibi asıl itibariyle mubah olan alanlarda infak edilmesi, harcanması. Bu da iki kısma ayrılır: a- Yapılan bu harcamanın infakta bulunan (harcamayı yapan) kimsenin haline ve malının miktarına yakışan bir şekilde olması. Böyle bir harcama israf değildir. b- Örfen onun haline yakışmayan harcama olması. Bu da iki kısma ayrılır: Birincisi, ya halihazırda meydana gelmiş ya da gelmesi beklenen bir kötülüğü bertaraf etmek için yapılan harcama. Bu israf değildir. İkincisi, bu türlerin hiçbirisiyle ilgisi olmayan harcamalar. Cumhurun kanaatine göre bu bir israftır. Ama kimi Şafii alimleri bunun israf olmadığı görüşünde olup şöyle söylemişlerdir: Çünkü böyle bir harcama ile bedenin maslahatı gerçekleştirilir ve bu da doğru bir maksattır. Eğer masiyet uğrunda yapılmamış ise böyle bir harcamayı yapmak, onun için mubah olur. İbn Dakiki'l-'İyd der ki: Ama Kur'an'ın zahir (açık) buyrukları onun söyledikleri ile bağdaşmamaktadır. Maliki alimlerinden el-Bad ise malın tümünün sadaka olarak verilmesinin caiz olmadığını belirterek şunları söylemektedir: Malın dünyevi masıahatlar uğrunda çokça harcanması mekruhtur. Bununla birlikte misafir, bayram ya da ziyafet gibi ara sıra meydana gelen bir iş dolayısı ile çokça harcanmasında bir sakınca yoktur. Mekruh olduğunda görüş ayrılığı bulunmayan hususlardan birisi de ihtiyaç miktarından fazla bina yapımına harcamakta sınırı aşmaktır. Özellikle eğer buna aşırı süsleme de eklenecek olursa bu hüküm daha da pekişir. Sebepsiz yere fahiş ğabn (denilen çok yüksek fiyat1a satın almak) ihtimali de bu kabildendir. Malın masiyet uğrunda zayi edilmesine gelince, bu hiç şüphesiz hayasızca işleri işlemeye mahsus değildir. Aksine kölelerle hayvanların telef olmalarıyla sonuçlanacak şekilde onlarla gereği gibi ilgilenmemek ve kötü muamele de bunun kapsamına girer. Reşid olduğu görülmeyen kimseye malını vermek de bu kapsamdadır. es-Sübkı el-Kebir "el-Halebiyyat" adlı eserinde şunları söylemektedir: Malın zayi edilmesindeki belirleyici ilke, bunun dünyevı ya da dinı bir maksada yönelik olmadan harcanmasıdır. Eğer bu iki maksat da yoksa malın harcanması kesin olarak haramdır. Şayet bunlardan birisi önemsenecek derecede bulunur ve harcama da kişinin haline yakışan ve masiyet olmayan bir tür ise kesin olarak caizdir. et-Tıbı der ki: Bu hadis güzel ahlakın bilinmesi hususunda esas bir dayanaktır. Bu da övülen ahlaki tutumları ve güzel hasletlerin tamamını tetkik etmek, onların peşine düşmek demektir. "Üç defa tekrarlayarak: Büyük günahların en büyüğünü ... " Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dinleyenin kalbinin uyanıklığını ve sözünü edeceği hayırlı şeyleri iyice kavramasını sağlayıp dikkatini çekmek amacıyla tekid etmek için bir sözü üç defa tekrarlamak adeti üzere bu sözlerini de üç defa tekrarladı. Selef bu hususta ihtilaf etmiştir. Çoğunluğun görüşüne göre günahların bir kısmı kebair (büyük günah) bir kısmı da seğair (küçük günah)dır. Aralarında üstat Ebu İshak el-İsferayını'nin de bulunduğu bir kesim, istisna teşkil ederek şöyle söylemiştir: Günahlar arasında küçük günah diye bir şey yoktur. Aksine Allah'ın yasakladığı her bir şey büyük bir günahtır. O bu görüşü İbn Abbas'tan nakletmiştir. Kadı !yad da bunu "muhakkiklerden" diye nakletmiştir. Şanı yüce Allah'ın emrine muhalif her bir hareketin onun celaline karşı büyük günah olduğunu söyleyerek görüşlerini delillendirmişlerdir. Nevevi dedi ki: Büyük günahın tespiti hususunda ilim adamları pek çok ve yaygın bir görüş ayrılığı içindedirler. İbn Abbas'tan rivayete göre yüce Allah'ın sonunda ateş, ilahı gazap, lanet veya azap ifadesi bulunan her bir şey günahtır, dediği rivayet edilmiştir. Nevevi der ki: Buna benzer bir açıklama Hasan-ı Basrı'den de rivayet edilmiştir. Başkaları ise: Şanı yüce Allah'ın ahirette ateş azabı ile tehdit ettiği yahut dünyada had uygulamasını gerekli gördüğü günahlardır, demişlerdir. Derim ki: Bu son hususu açıkça belirtenlerden birisi de Kadı Ebu Ya'la'nın naklettiğine göre İmam Ebu Ahmed ve Şafillerden de el-Maverdl'dir. Onun lafzı şöyledir: Büyük günah, hadlerin uygulanmasını gerektiren yahut ahirette azap tehdidi yapılmış bulunan günahlardandır. Şafillerden pek çok kimse büyük günahları başka esaslara göre de tespit etmişlerdir. Bunlardan birisi İmamu'lHarameyn'in şu görüşüdür: Büyük günah, onu işleyen kimsenin dini az önemsediğini, dine bağlılığının da gevşek olduğunu ortaya koyan her bir günahtır. İbn Abdiselam da el-Kavaid adlı eserinde şunları söylemektedir: Ben ilim adamlarından herhangi bir kimsenin itirazdan kurtulabilen bir şekilde büyük günahı belirleyen bir ölçü koyduğunu tespit edebilmiş değilim. Daha uygun olanı ise -nass ile tespit edilmiş büyük günahlar dışındakiler için- o günahı işleyen kimsenin dinine pek önem vermediğini gösteren işlerdir. Derim ki: Bu oldukça güzel bir ilkedir. "Dikkat edin o, yalan sözdür, yalan şahitliktir. Dikkat edin o, yalan sözdür, yalan şahitliktir. O, bu sözlerini ben: Artık susmaz, deyinceye kadar tekrarlayıp durdu." Hadisin bu rivayet yolunda bu şekildedir. Bişr İbn el-Mufaddal yoluyla gelen rivayette ise şöyle denilmektedir: "Şöyle buyurdu: Dikkat edin, bir de yalan sözdür. O bu sözünü o kadar tekrar etti ki nihayet biz: Ne olur keşke sussa, dedik." Yani onun bu hususta son derece kızgınlığını gördüklerinden ötürü, ona şefkatleri dolayısı ile susmasını temenni ettiler. İbn Dakiki'l-'Id der ki: Onun yalan şahitliği bu kadar önemsemesi, insanların bunu daha kolaylıkla işlemeleri dolayısıyla ve önemsenmeyişinin daha çok, kötülüğünün gerçekleşmesinin de daha kolayoluşundan dolayı olabilir. Çünkü Müslüman şirkten uzak durur. Anne-babaya kötü davranmaktan da insan tabiatı nefret eder. Yalan söz söylemeye iten sebepler ise pek çoktur. O halde doğru söze (ve şahitliğe) önem vermek, güzel ve yerinde bir şeydir. Böyle bir önemseyiş ise onunla birlikte sözü edilen diğer günahlara nispetle büyüklüğünden dolayı değildir”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5978 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ebu Bekir r.a.'ın kızı Esma r.a.a'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında annem benim kendisine iyilik yapıp onu gözetmemi ümit ederek ziyaretime gelmişti. Bunun üzerine ben de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ona iyilik yapıp onu gözeteyim mi, diye sordum. o: Evet, buyurdu." Ravi İbn Uyeyne dedi ki: Bunun üzerine yüce Allah onun hakkında: "Sizinle din hususunda savaşmamış ... olanlara iyilik yapmanızı ... Allah size yasaklamaz. "(Mumtehine, 8) buyruğunu indirdi. AÇiKLAMA "Müşrik babanın hakkını gözetmek" başlığı altında Ebu Bekir kızı Esma'nın rivayet ettiği hadisi zikretmiştir. Buna dair yeteri kadar açıklamalar Hibe bölümünde geçmiş bulunmaktadır”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5979 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Esma'dan, dedi ki: "Kureyşlilerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ahitleşip barış yaptıkları süre içerisinde annem babası ile birlikte yanıma geldi. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den fetva sorarak: Annem kendisine iyilik yapıp onu gözetmemi ümit ederek geldi, dedim. Allah Rasulü: Evet, annene iyilik yap, onu gözet, buyurdu”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5980 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ubeydullah İbn Abdullah'tan rivayete göre "Abdullah İbn Abbas kendisine şunu haber vermiştir: Ebu Süfyan da kendisine bildirdiğine göre: Hirakl (Heraklieus) kendisine elçi göndererek: O neyi emrediyor diye sordurmuştu. Bununla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kastediyordu. Ebu Süfyan: O, bize namazı, sadaka vermeyi, iffetli olmayı, akrabalık bağını gözetmeyi emrediyor, demiştL" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kocası bulunan kadının annesinin haklarını gözetmesL" Buhari bu başlık altında iki hadis zikretmektedir. Bunlardan birisi Ebu Süfyan'ın Heraklieus kıssası ile ilgili hadisidir. Bu hadisin yeteri kadar açıklaması Sahih'in baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde bu hadisten çıkartılan sonuçların birçoğunu Ali İmran suresinin tefsirinde zikretmiş bulunuyoruz. Burada hadisten maksat, akrabalık bağının gözetilmesidir. Dolayısı ile başlığın hükmü, bu akrabalık bağını gözetmenin geneloluşundan alınmaktadır. Diğer hadis ise Ebu Bekir'in kızı Esma'nın rivayet ettiği hadistir. İbn Battal dedi ki: Başlığın fıkhı inceliği Esma'nın rivayet ettiği hadisten çıkarılmıştır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Esma'ya annesinin hakkını gözetmesini mubah görmüş ve bu hususta kendi kocası ile danışmasını şart koşmamıştır”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5981 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Abdullah İbn Dinar'dan, dedi ki: "Ben İbn Ömer r.a.'ı şöyle derken dinledim: Ömer ipekten birtakım elbisenin satılmakta olduğunu gördü. Bunun üzerine: Ey Allah'ın Rasulü, bunu satın al da Cuma günü heyetler senin huzuruna geldiği vakit giyersin, dedi. Allah Rasulü: Bunu ancak (ahirette) hiçbir payı olmayan kimseler giyer, buyurdu. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e O türden çok sayıda takım elbise geldi. Birtakım elbiseyi Ömer'e gönderdi. Bu sefer Ömer: Bu gibi elbiseler hakkında o sözlerini söylemişken bunu nasıl giyebilirim, dedi. Allah Rasulü: Ben onu sana sen giyinesin diye vermedim, ama satasın yahut (ipek giyinmesi helal olan) başkalarına giydiresin diye gönderdim, dedi. Bunun üzerine Ömer o elbiseyi Mekke halkı arasında bulunan ve henüz Müslüman olmamış bir kardeşine gönderdi”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5982 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5983 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ebu Eyyub el-Ensarı r.a.'dan rivayete göre bir adam: "Ey Allah'ın Rasulü! Bana benim cennete girmemi sağlayacak bir amel bildir, dedi. Hazır bulunanlar: Buna ne oluyor, bunun istediği nedir, dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Onun bir ihtiyacı vardır, başka ne olacak, buyurdu. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allah'a, ona hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet edersin, namazı dosdoğru kılarsın, zekatı verirsin, akrabalık bağını da gözetirsin. Artık onu (bineğini) bırak, (seni hedefine götürür)." Ravi dedi ki: Sanki o adam binek devesi üzerinde imiş gibi idi (de ona böyle hitap etti). 5983 NUMARA OLARAK YOK ANCAK HADİSLER’DE EKSİKLİK YOK SIRA’DA SORUN YOK. SADECE NUMARALANDIRMA HATASI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM –MAHİR- !!! Fethu'l-Bari Açıklaması: "Akrabalık bağını gözetmenin fazileti". Akrabalık bağı (diye anlam verilen) "er-rahm", akrabalar hakkında kullanılır. Bunlar da aralarında nesep bağı bulunan kimselerdir. Ona ister mirasçı olunsun, ister olunmasın; ister mahrem olsun, ister olmasın. Buhari bu başlMa Ebu Eyyub el-Ensari'nin rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce Zekat bölümünde geçmiş bulunmaktadır”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5984 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Cubeyr İbn Mut'im'den rivayete göre o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: "Cennete akrabalık bağını koparan hiçbir kimse giremez" diye buyururken dinlemiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cennete akrabalık bağını koparan hiçbir kimse girmeyecektir." Ebu Davud, Ebu Bekire'den merfu olarak şu hadisi zikretmiştir: "Hiçbir günah yüce Allah'ın o günahı işleyen kimseye ahirette sakladığı azap ile birlikte, dünyadaki cezasını da acilen vermeye, haddi aşmak ve azgınlık etmek ile akrabalık bağını gözetmekten daha layık değildir." Musannıf (Buhari)'nin de el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak rivayet ettiği şu hadisi kaydetmektedir: "Şüphesiz Adem oğullarının amelleri her perşembe akşamını cumaya bağlayan gece arz edilir, ama akrabalık bağını kesen hiçbir kimsenin ameli kabul edilmez." Taberani de İbn Mesud'dan şu hadisi rivayet etmektedir: "Şüphesiz semanın kapıları, akrabalık bağını kopartan kimselerin yüzüne kapalıdır." Yine musannıf Buhari'nin el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde İbn Ebi Evfa'nın Nebie merfu olarak rivayet ettiği şu hadis bulunmaktadır: "Şüphesiz rahmet, aralarında akrabalık bağını kopartan birisinin bulunduğu bir topluluğun üzerine inmez." et-Ti'bi"nin de naklettiğine göre burada "topluluk" ile muhtemelen akrabalık bağını koparmak hususunda o kimseye destek verip onun bu yaptığını red ve inkar etmeyen kimseler kastedilmiş olabilir. "Rahmet" ile de yağmurun kastedilmesi ve akrabalık bağını koparmanın uğursuzluğu sebebiyle genelolarak insanlara yağmur yağdınlmamasının kastedilme ihtimali vardır”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5985 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kim rızkının lehine genişletilmesine, ecelinin de geciktirilmesine memnun oluyorsa, o da akrabalık bağını gözetsin”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5986 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim rızkının lehine genişletilmesini, ecelinin de lehine geciktirilmesini seviyor ise akrabalık bağını gözetsin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Akrabalık bağını gözetmesi sebebiyle rızıkta lehine genişlik verilen kimse." Yani akrabalık bağını gözettiği için buna mazhar olan kimse. "Kim rızkında lehine genişlik verilmesine sevinirse ... " Enes'in rivayet ettiği hadiste ise "kim severse" şeklindedir. Tirmizi de hasen olduğunu belirterek bir başka yoldan, Ebu Hureyre'den şunu rivayet etmektedir: "Şüphesiz akrabalık bağını gözetmek, akrabalar arasında bir sevgi, malda bir bolluk, ecelde bir ertelenmediL" Ahmed de ravileri sika olan bir sened ile Aişe'den Nebie merfu olarak şu hadisi rivayet etmektedir: "Akrabalık bağını gözetmek, güzel komşuluk ve güzel ahlak yurtları mamur eder, ömürleri artırır." Müellif Buhari de el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde İbn Ömer'den şu lafızIa bir hadis rivayet etmektedir: "Kim Rabbine karşı takvalı olur, akrabalık bağını gözetirse onun ömrü, lehine olmak üzere uzatılır, malı bollaştırılır, akrabaları da onu sever" İbnu't-Tın der ki: Hadisin zahir anlamı yüce Allah'ın: "Artık ecelleri geldiği zaman ne bir saat geciktirilirler ve ne de öne geçebilirler. "(Nahl, 61) buyruğu ile çatışma halindedir. Her ikisini şu iki şekilde telif etmek mümkündür: 1- Böyle bir fazlalık itaate muvaffakiyetin verilmesi ve vaktini ahirette kendisine faydalı olacak şeyler ile değerlendirip başka işlerde onu zayi olmaktan koruması sebebiyle ömürde bereket ihsan edileceğinden bir kinayedir. 2- Artış hakikat anlamı iledir. Bu da ömür ile görevli olan meleğin ilmine nispetle böyledir. Ayet-i kerimenin delalet ettiği birinci ecel ise yüce Allah'ın ilmine nispetle böyledir. Mesela meleğe: Filan kişinin ömrü eğer akrabalık bağını gözetirse yüz yıl, eğer koparırsa altmış yıldır denilir. Yüce Allah'ın ezeli ilminde ise onun akrabalık bağını gözeteceği ya da koparacağı bilinen bir husustur. Allah'ın ilminde sabit olan ecel ne öne alınır, ne de geriye bırakılır. Fakat meleğin bilgisinde olan, artması ve eksilmesi mümkün olan eceldir. İşte yüce Allah'ın: "Aııah dilediğini siler ve bırakır. Ana Kitap ise onun nezdindedir. (Ra'd, 39) buyruğu ile buna işaret edilmektedir. O halde silmek ve sabit bırakmak meleğin ilmindeki bilgiye nispetledir. Ana Kitap'ta bulunan ise yüce Allah'ın ilminde sabit alandır. Bunda kesinlikle silme sözkonusu olamaz. Buna "mübrem kaza" adı verilir, birincisine de "muallak kaza" denilir. Ama birinci açıklama şekli başlıkta yer alan hadisin lafzına daha uygundur”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5987 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah, mahlukatı yarattı. Nihayet mahlukatını yaratmayı bitirince, rahim (akrabalık bağı): Benim bu duruşum, koparılmaktan dolayı sana sığınan bir kimsenin duruşudur, dedi. Allah: Evet, seni gözetip bitiştireni benim de gözetip bitiştirmeme, seni kopartıp gözetmeyeni, benim de kopartıp gözetmememe razı olmaz mısın, buyurdu. Rahim: Razıyım Rabbim, dedi. Allah: Bu sana verildi, buyurdu. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Dilerseniz: "Sizden beklenen yönetimi ele alırsanız yeryüzünde fesad çıkartmak ve akrabalık bağlarınızı paramparça etmek değil midir ki?" (Muhammed, 22) buyruğunu okuyunuz”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5988 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Ebu Hureyre r.a.'dan riva.yete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki rahm bir ağacın birbirine girmiş kökleri gibi, Rahman isminden gelir. Bu sebeple Allah: Seni koruyup gözeteni ben de korur, gözetirim. Seni kopartıp gözetmeyeni ben de kopartıp atarım, buyurdu”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Hadis No: 5989 DETAYLI İNCELE
Türkçe Meali

“Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan riva.yete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Rahim, bir ağacın birbirine girmiş kökleridir. Onu koruyup gözeteni ben de koruyup gözetirim. Onun bağını kopartanı ben de kopartmm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Akrabalık bağını gözeteni" yani sıla-i rahim yapanı "Allah da gözetir." "Rahim ayağa kalkarak dedi ki ... " İbn Ebi Cemra der ki: Bunun hal dili ile olması ihtimali olduğu gibi, söz söyleyip konuşan dil ile söylenmiş olması ihtimali de vardır. Bunlar bu husustaki meşhur iki görüş olup ikincisi daha tercih edilir. Derim ki: Kıtal suresinin tefsirinde lyad'ın bunu mecaza göre yorumladığı ve bunun bir çeşit örneklendirme (darb-ı mesel) kabilinden olduğunu söylediği geçmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde onun şöyle dediği de geçmişti: Sözün kendisine nispet edildiği varlığın, rahim diliyle konuşan bir melek olması da mümkündür. İbn Abbas'ın, Taberani tarafından rivayet edilen hadisinde: "Rahim, Rahman'ın eteğinden yakalamıştır" denilmektedir. Hocamız, Tirmizi Şerhi'nde burada geçen "hucze (etek)"den kasıt, Arş'ın bacağıdır, demektedir. O bunu Müslim'in rivayet ettiği Aişe radıyall2.hu anh2.'dan gelen şu hadisi ile de desteklemektedir: "Rahim, Arş'ın bacaklarından birisini yakaladı ... " "Seni koruyup gözeten i gözetmeme, seni kopartanı da kopartmama razı olmaz mısın?" İbn Ebi Cemra dedi ki: Allah'ın vaslı (bitiştirmesi, koruyup gözetmesi), onun pek büyük ihsanından kinayedir. İnsanlara anlayabilecekleri bir üslupla hitap etmiş bulunmaktadır. Sevilenin kendisini sevene verebileceği en büyük şey, visal denilen ona yakınlaşmak ve onu razı ve hoşnut edecek şekilde ona yardımcı olup istediği şeyleri vermek olduğu için, bunun hakikat anlamı da yüce Allah hakkında imkansız olduğundan, buradaki bu tabirin, onun kuluna pek büyük ihsanından bir kinaye olduğu anlaşılmaktadır. İbn Ebi Cemra devamla der ki: Koparmak ile ilgili açıklama da bu şekildedir. Bu da ihsandan mahrum bırakmaktan bir kinayedir. "Rahim bir şicnedir (bir ağacın birbirine girmiş kökleri gibidir)." Şicne lafzı asıl anlamıyla, ağacın birbirine girmiş kökleri demektir. Yani o rahmetin eserlerinden onunla iç içe girmiş bir etki, bir eserdir. Bu sebeple akrabalık bağını kopartan bir kimsenin de Allah'ın rahmeti ile ilişkisi koparılmış olur. el-İsmaill dedi ki: Hadisin anlamı şudur: Rahim ismi, Rahman isminden türetilmiştir. Bu sebeple onun Rahman ismiyle bir ilişkisi vardır. Yoksa Allah'ın zatındandır, anlamında değildir. Şanı yüce Allah bundan münezzehtir. Kurtubi dedi ki: İlişkisi gözetilip korunan rahim, genel ve özelolmak üzere iki kısma ayrılır. Genelolan din rahimi (akrabalığı) dır. Bunun karşılıklı sevgi, karşılıklı ve samimi olarak öğüt vermek, adalet, insaf, farz ve müstehap haklarır yerine getirilmesi sureti ile gözetilmesi gerekir. Özel rahim ise bundan ayrı olarak yakın akrabaya infak, onların hallerini kollayıp gözetmek ve hatalarını görmezlikten gelmeyi de kapsar. İbn Ebi Cemra dedi ki: Akrabalık bağını gözetmek, mal ile ihtiyacın görülmesi için yardımcı olmak, zararı önlemek, güler yüz gostermek ve dua etmek ile gerçekleştirilir. Bütün bunların anlam itibariyle ortak paydası, mümkün olan her bir hayrı ona ulaştırmak ve güç ve imkanlar çerçevesinde mümkün olan şerleri, kötülükleri def etmektir. Bu hal, akrabalık bağı olan kimseler istikamet ehli oldukları sürece devam eder, gider. Eğer bunlar kMir yahut facir (günahkar) kimseler iseler Allah için onlarla alakayı koparmak, onların akrabalık bağını gözetmek demektir. Ancak bunun için onlara öğüt vermek hususunda bütün çaba ve gayreti göstermiş olmak da şarttır. Diğer taraftan, eğer halleri üzere ısrar edecek olurlarsa, onlara bunun sebebinin haktan geri kalmaları olduğunu da bildirmek gerekir. Bununla birlikte gıyaplarında en güzel yola dönmeleri için dua etmek suretiyle onları gözetmek hakları da hiçbir zaman düşmez”

Kaynak: Sahih Buhari Hadisleri
Önceki Bölüm

Edep

Sonraki Bölüm

Dualar

İslam Gündemiİslama dair her şey...

İslam Gündemi Yolunda

Günlük ayet, hadis, namaz vakitleri, dini güncel haberler ve kapsamlı İslami içeriklerle manevi hayatınıza rehber oluyoruz. Doğru, tarafsız ve güvenilir bilgiler.

Kuran & İlim

  • Kuran-ı Kerim
  • Kuran Mealleri
  • Kuran Öğren
  • Elif Ba Alfabesi
  • Açıklamalı Tefsir
  • Hadis Kütüphanesi
  • Sahih-i Buhari
  • Sahih-i Müslim
  • Sünen-i Tirmizi
  • Risale-i Nur Külliyatı

İbadet & Yaşam

  • Namaz Vakitleri
  • Kıble Bulucu (Pusula)
  • Kaza Namazı & Hatim Takibi
  • Online Zikirmatik
  • Dualar ve Zikirler
  • Dini Günler ve Takvim
  • Zekat Hesaplama
  • Sıkça Sorulanlar

Keşfet

  • Dini Bilgiler (Blog)
  • İslami Haberler
  • Dini Rüya Tabirleri
  • Kız Bebek İsimleri
  • Erkek Bebek İsimleri
  • İslami Tatil & Otel
  • Esmaül Hüsna
Sorumluluk Reddi: Bu sitede yer alan içerikler bilgilendirme amaçlıdır. Dini konularda kesin hüküm için Diyanet İşleri Başkanlığı'na veya ehil din alimlerine danışılması tavsiye edilir. Sitedeki bilgilerin kullanımından doğabilecek sorumluluk kullanıcıya aittir.
Gizlilik PolitikasıKullanım ŞartlarıÇerez Politikası
© 2026 İslam Gündemi. Tüm hakları saklıdır.